Çift Kıbleli Kıbleteyn Mescidi

Resûl-i Kibriya Efendimiz, Re­ceb ayının bir Pazar­tesi günü Benî Seleme semtinde otu­ran Bişr b. Berâ’nın annesi Ümmü Bişr’i zi­yarete gitmiş­lerdi. Kendisine yemek yapıldı. Yediler. Bu sırada öğle na­mazı vakti girdi. Pey­gam­be­ri­miz, oradaki mescitte Müs­lümanlarla birlikte iki rekât kıldıktan sonra namaz için­de Kâbe tarafına dönmesi emrolun­du. Derhal cema­atle birlikte yüzlerini Mescid-i Haram tarafına çevirdiler.

Bu sebeple, Benî Seleme Mescidi’ne “Mescid-i Kıbleteyn [İki Kıbleli Mescit]” adı verildi.[4]

Pey­gam­be­ri­mizin emri üzerine, bütün Müslümanlara kıblenin Mescid-i Ak­sâ’dan Mescid-i Haram tarafına çevril­diği duyuruldu.

Kıblenin Kâbe olarak tespit edilmesi, bir kısım Müslümanların telâşına se­bep oldu; çünkü kıble değiştirilmeden önce Bey­tü’l-Mak­dis’e doğru namaz kıla­rak vefat etmiş veya şehit edilmiş Müslümanlar vardı. Bunun için huzur-u Risâlete gelerek, “Yâ Re­sû­lal­lah! Daha önce ölen Müslüman kardeşlerimizin durumu ne olacak? Onlar Bey­tü’l-Makdis’e doğru namazlarını eda etmişlerdi” diyerek endişelerini izhar ettiler.

Cenab-ı Hak, Müslümanların bu endişelerini de, inzal buyurduğu ayet-i ke­rimeyle giderdi: “Ey Resûlüm! Halen yönelmekte olduğun Kâbe’yi, ancak re­sûle uyanlarla geri dönenler arasını ayır­detmek için kıble kıldık. Gerçi, bu kıb­leyi çeviriş büyük ve ağır ise de yalnız o, Allah’ın hidayet ettiği kimselere ağır gelmez ve Allah imanınızı zâyî etmez. Muhakkak Allah Teâlâ, insanlara çok merhametlidir, günahlarını bağışlayıcıdır.”[5]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medine’ye teşrif edip Bey­tü’l-Mak­dis’­e doğru namaz kılmaya başlayınca, Arap müşriklerinin gücüne gitmişti. Bilâhare kıble Kâbe’ye tahvil buyrulunca, bu sefer Yahudilerin gücüne gitti ve tekrar dedi­kodu yapmaya, fitne fesat çıkarmaya koyuldular! Hatta âlimlerinden birkaçı Re­sû­lul­lah’a gelerek, “Yâ Muhammed! Üzerinde bulunduğun kıblenden seni döndüren nedir? İbrahim’in milleti ve dininde bulun­duğunu söyleyen, sen de­ğil misin?” dediler. Sonra da şu sinsi teklifte bulundular:

“Eğer şimdiye kadar üzerinde bulunduğun kıblene tekrar dönersen sana tâbi olur, seni tasdik ederiz!”

Şu ayetler (meâlen), bu hadiseyi anlatmaktadır:

“(Medîne’deki Yahudi ve münafık) insanlardan bir­takım beyinsizler, akıl­sızlar da, ‘Müslü­manları bulun­dukları kıbleden çeviren ne?’ diye­cekler. Onlara de ki: “Doğu da, batı da Allah’ındır. O, kimi dilerse doğu yola çıkarır.

“Ey Müslü­manlar! Böylece sizi seçkin ve şe­refli bir ümmet kıldık ki bütün in­sanlar üzerine adâlet numunesi, hak şahitleri olası­nız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.

“… Andolsun ki sen, o kitap verilmiş olanlara her ayeti, her bur­hanı da ge­tirmiş olsan, onlar yine senin kıblene tâbi olmazlar. Sen de onların kıblesine tâ­bi olmazsın. Hatta onların bir kısmı, bir kısmının kıblesine uyacak da değil­dir.

“Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilim arkasından bilfarz onların arzu­larına uyarsan, bu takdirde sen de ken­di­ne yazık etmişlerden sayılırsın.

Yorumlar