İngiltere’den PKK’ya büyük şok

İngiltere Dışişleri Bakanı’ndan Türkiye’nin terör örgütü PKK ile yürüttüğü mücadeleye destek geldi. Dışişleri Bakanı Hammond, “Biz sadece açıklamalar yapıp, PKK’yı kınamakla yetinmiyoruz, aynı zamanda Birleşik Krallık’ta terör örgütünün finans temin kaynaklarını hedefleyen ciddi çalışmalar yürütüyoruz. PKK’yı desteklemek için denizaşırı ülkelere gönderilen paralara el koyduk ve terör örgütünü destekleyecek etkinlikleri engelledik” dedi.ingiltereden-pkkya-buyuk-sok-h1452839534-88affbAnkara’da dün resmi temaslarda bulunan İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond önemli açıklamalarda bulundu.

Bakanın bazı mesajları şöyle: Cesur Türk askeri ve polisinin ve bu şiddetin arasında kalan diğerlerinin hayatlarını kaybetmeleri bu ülke için son derece üzücü bir durum. Biz Türkiye’nin PKK’ya karşı kendisini savunma konusunda meşru bir hakkı olduğuna inanıyoruz. Ama gene de kalıcı barışı sağlamak için Türkiye’nin en kısa süre içerisinde yeniden diyalog ortamına döneceğini umuyoruz.

Ziyaretiniz İstanbul’daki korkunç terör saldırısının ardından gerçekleşiyor. Bu olaya ve Türk hükümeti’nin yanıtına tepkiniz nedir?

İstanbul’daki terör saldırısı şok ediciydi. Birleşik Krallık olarak, her şekliyle terörü kınıyoruz ve bu konuda Türkiye ile dayanışma içerisindeyiz. Birleşik Krallık Hükümeti adına, bu olayın kurbanlarına ve ailelerine başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyorum. Terörle mücadele alanında ülkelerimiz arasındaki güçlü ilişkilerin hayati bir önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne seren bu korkunç olayla ilgili olarak Türkiye’ye ihtiyaç duyabileceği her türlü yardımı vermeye hazır. Eğer Türkiye Başbakanı’nın açıkladığı gibi bu Daeş tarafından gerçekleştirilen bir saldırıysa , bu Türkiye ve diğer Daeş Karşıtı Koalisyon ortakları ile yakın bir işbirliği kurmamızın ne kadar önemli olduğunu gösterecektir.

Türkiye ve Birleşik Krallık, uzun yıllardır müttefikler ve bugün de Suriye ve diğer bölgelerde DAEŞ ile birlikte mücadele ediyorlar. DAEŞ’in kontrolü altındaki alan her ne kadar küçülüyor olsa da, örgüt hala güçlü ve Suriye’de Rakka ve Jarablus ile Irak’ta Musul’da yapılması beklenen operasyonlar ise sürekli olarak erteleniyor. Suriye ve Irak’taki mevcut resmi nasıl değerlendiriyorsunuz ve Musul ile Rakka-Jarablus’un özgürlüğüne kavuşturulması için yapılacak operasyonların ne zaman başlatılmasını bekliyorsunuz?

DAEŞ baskı altında ve hem Irak’ta hem de Suriye’de bölge kaybediyor. Son haftalarda, Ramada ve Sencar’ın kontrolünü kaybettiler. Ayrıca Irak’ın diğer bölgelerinden ve Suriye’de stratejik önemi olan Tişrin Barajı’ndan geri püskürtüldüler. Koalisyon tarafından gerçekleştirilen hava saldırılarında örgütün önemli sayıda üst düzey yöneticisi öldürülerek lider kadrosuna ciddi bir darbe vuruldu. Biz bunun çabuk bitebilecek bir savaş olmadığı konusunda hep çok net olduk, ama önemli olan şu: bu bizim kazanıyor olduğumuz bir savaş. Ama DAEŞ’i bitirmek sadece askeri bir görev değil. Daha etkili ve kapsayıcı politikalar da dahil olmak üzere çalışma alanını azaltmamızı sağlayacak kapsamlı bir çözüm olmak zorunda. Irak Başbakanı Abadi, yeni iller de dahil olmak üzere, DAEŞ’e karşı durabilecek daha kapsayıcı bir Irak inşa edebilmek için çalışıyor. Suriye’de Esad’ın iktidarı bırakmasını sağlayacak kalıcı bir barış çözümü bulunmalı. Türkiye, ılımlı muhaliflere verilen destek de dahil Suriye’deki toplulukları destekleme çabalarımızda kritik bir ortak.

Birleşik Krallık hükümeti, Suriye’deki DAEŞ konumlarına yönelik hava saldırılarına yetki verdi. Hükümetinizin Türk hükümetinden askeri üsleri kullanma konusunda bir talebi var mı? Hükümetinizin Suriye’deki askeri faaliyetlerinin kolaylaştırılması için Türkiye ve Birleşik Krallık arasında öngörülen işbirliğinin kapsamı nasıl olacak sizce?

Hem Suriye hem de Irak’ta DAEŞ’e karşı yürüttüğümüz operasyonların bir parçası olarak Türk askeri üslerini zaten kullanıyoruz. Savunma alanında Türkiye ile uzun süredir devam etmekte olan son derece yakın bir ilişkimiz var: NATO bağlamında, ikili bir ortak olarak ve DAEŞ karşıtı uluslararası koalisyonun ortakları olarak pek çok alanda birlikte çalışıyoruz. Her ne kadar şu anda Türkiye’de kalıcı olarak konuşlandırılmış bir savaş uçağımız olmasa da, Türk hava sahasının ya da ara sıra üslerin ve tesislerin kullanılması konusunda Türkiye ile mükemmel bir işbirliği içerisindeyiz. Birleşik Krallık’ın Suriye ve Irak’taki askeri operasyonları geliştikçe, Türk hükümetinin hava üslerinin daha fazla kullanılması yönündeki yapıcı teklifini de daha aktif bir şekilde değerlendireceğiz.

2254 Sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı uyarınca, yakın bir tarihte Suriye’de uygulanması öngörülen barış süreci devreye girecek. Ama bu süreci engelleyebilecek önemli gelişmeler de var. Bu gelişmelerden ilki Türkiye ile Rusya arasında, Rus savaş uçağının düşürülmesiyle oluşan gerginlik var. İkinci olarak da kısa bir sure önce Suudi Arabistan ile İran arasında yaşanan gerginlikten bahsedebiliriz. Bu iki gerginliğin süreç üzerinde ne gibi bir etkisi olacağını düşünüyorsunuz? Türkiye – Rusya cephesinde, hükümetinizin bu gerilimin azaltılmasında ne gibi bir tutumu olacaktır?

Geçtiğimiz sonbaharda başlatılan Viyana süreci, bize Suriye’de barışı sağlamak için neredeyse dört yıldır karşımıza çıkan en iyi fırsatı sundu. Bölge devletleri ve Güvenlik Konseyinin Kalıcı Üyeleri, bir barış anlaşmasına varılması konusunda Suriyelileri desteklemek için ilk kez sağlam ve kapsayıcı bir sürece, Uluslararası Suriye Destek Grubuna, katılıyor. NATO müttefikimiz olan Türkiye ise, bu çabaların merkezinde yer alıyor ve ben, Türkiye’nin bu süreçteki rolüne büyük önem veriyorum. Önümüzde ciddi sınamalar olsa da, USDG katılımcıları Suriye’de barış için birlikte çalışma sözü verdi. Rusya, eğer tercihini bu yönde kullanacak olursa, DAEŞ’i vurma konusuna odaklanmaya başlayarak Suriye’de destekleyici bir rol üstlenebilir. Ama bunu yaparken Türkiye gibi bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne saygı duymak zorunda.

NATO, Rusya’nın Suriye’deki son askeri açılımına karşı Türk hava savunma sistemini güçlendirme kararını açıkladı. Britanya, bu plana nasıl bir katkı sağlıyor?

Birleşik Krallık’ın, Türkiye’nin hava güvenliğine ve NATO’nun ortak savunma ilkelerine bağlılığı devam etmektedir. Üzerinde hala anlaşılıp uygulamaya alınması gereken bir kaç küçük operasyonel ayrıntıya bağlı olarak, Türkiye için NATO hava devriyesi misyonuna katkıda bulunmaya hazırız.

Gündemdeki bir başka ana başlık ise Türkiye ve AB arasında yapılan mülteci sorununa ilişkin görüşmeler. Halen Türkiye ile bu yükü anlamlı bir şekilde paylaşmaktan kaçınan pek çok Avrupa devleti varken, Türk hükümetinin, bu büyük mülteci akımıyla başedebilmek için son zamanlarda aldığı tedbirleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetiniz kaç Suriye’li mülteciyi kabul etmeyi planlıyor?

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında, Başbakan Hassas Konumdaki Suriye’li Mültecilerin Barındırılmasına ilişkin programın genişletildiğini ve Birleşik Krallık’ın 2020’ye kadar korunmaya muhtaç olan 20,000 Suriye’liyi alacağını açıkladı.

Bu vaat, Birleşik Krallık’ın mevcut göç krizi konusunda yaptığı ve son derece kapsamlı olan çalışmalarının tamamı göz önüne alınarak değerlendirilmeli. Birleşik Krallık Suriye krizine en fazla ikili insani yardım yapan ikinci ülke ki bu da Birleşik Krallık’ı Suriye krizine insani yardım yapan ülkeler arasında en ön cephelere yerleştiriyor. Şimdiye kadar yaptığımız bir milyar GBP’nin üzerinde yardım ile bölgedeki insanların ihtiyaçlarına eğilmeye odaklanıyoruz.

En hassas durumda olan mülteciler üzerinde yoğunlaşıyoruz ve Britanya, şu anda Avrupa’da olanlar yerine bölgeden mülteci kabul edecek (Türkiye, Ürdün ve Lübnan’dan mesela). Bu sayede mültecilere Birleşik Krallık’a ulaşabilmeleri için, bir çok insanın canına mal olan tehlikeli Avrupa yolculuğu riskini almaları yerine çok daha dolaysız ve emniyetli bir yol sunulmuş olacak.

Türkiye, Suriye için uluslararası istikrar çabalarımızın kritik bir parçası ve 2,5 milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yaparak geçtiğimiz dört yıl boyunca gerçekleştirilen insani yardım çabalarına çok büyük katkılar yaptı. Bunun ne denli büyük bir sorumluluk olduğunun farkındayım ve Türkiye’nin bizim ve diğer ülkelerin Suriye’deki insani yardım çabalarına verdiği desteği çok önemsiyorum.

29 Kasım’da yayınlanan ortak bildiri, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde yeni bir çığır açtı. Ancak, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin yeniden hızlandırılması büyük ölçüde Kıbrıs görüşmelerine bağlı. Adada birleşmenin söz konusu olmaması halinde, Kıbrıs’ın blokajı altında beş fasılın açılarak Türkiye’nin katılım görüşmelerinin tasdiklenmesi konusunda hükümetinizin tutumu ne olacaktır?

AB ile Türkiye arasında, katılım sürecinin yeniden canlandırılmasına yönelik anlaşmayı kesinlikle memnuniyetle karşılıyoruz. Birleşik Krallık, yeni Fasılların açılmasına ilişkin müzakereler de dahil Türkiye’nin katılım sürecinin en güçlü destekçilerinden birisi oldu.Türkiye ve AB, sadece göç ile değil terörle ve DAEŞ ile mücadele; ve, Kıbrıs’ta bir çözümün desteklenmesi de dahil bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi gibi bir çok ortak zorlukla karşı karşıya.

Kıbrıs konusunda ise, her iki tarafın da bir çözüm sağlanabilmesi için elimize geçen bu tarihi fırsatın tam olarak farkına varabilmelerini sağlamak adına elimizden gelen herşeyi yapmaya odaklanalım. Kıbrıs’ta her iki tarafı da ziyaret ettim ve garantör ülke olarak Britanya, kalıcı bir çözüme yardımcı olmak için elinden gelen herşeyi yapacak.

Garantör ülke olarak Birleşik Krallık, onlarca yıldır devam etmekte olan bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla Türkiye ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında devam eden görüşmeleri nasıl değerlendiriyor? Birleşik Krallık’ın mesela mülkler gibi konularda görüşmelere somut katkısı nedir? Açıklamalarınızdan birinde, Britanya’nın garantör ülke statüsünde son derece esnek olduğundan bahsetmiştiniz. Bu, Türk tarafı onaylamasa da Birleşik Krallık’ın garantör ülke statüsünden vazgeçebileceği anlamına mı geliyor?

İki lider de, Kıbrıs’ın birleştirilebilmesine imkan sağlayabilecek bu tarihi fırsatı yakalamak için çok çalışıyor.

Birleşik Krallık olarak, liderlerin bu alandaki çabalarını destekleyebilmek için Türkiye gibi kilit ortaklarımızla yakın bir işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Çok somut olarak ifade edecek olursak, bir çözüm sağlanması durumunda egemenlik bölgelerinin yarısına yakınından feragat etmeye hazır olduğumuz söyledik.

Garantör ülke sorusuna gelince, Birleşik Krallık kendisine çözüm sonrası özel bir rol arayışında değil. Ilgili tarafların kabul edeceği, her iki toplumun da kendisini güvende hissetmesini sağlayacak tedbirleri değerlendirmeye hazırız.

Türkiye’nin Londra Büyükelçiliğinde görevli bazı Türk diplomatların banka hesaplarının dondurulmasının Viyana Konvansiyonuna aykırı olduğu gerekçesiyle Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Türk Dışişleri Bakanlığına çağırıldı. Türk hükümetine Türk diplomatların banka hesaplarının dondurulması ile ilgili açıklamanız nedir acaba?

Bu Britanya hükümetinin yaptığı bir şey olmamasına rağmen, bu davanın farkındayız. Yetkililerim, hem Ankara’da hem de Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği aracılığıyla Türk hükümeti ile yakın temas halinde. Ayrıca, bu dava ile ilgili olarak mahkemeyle de görüşüyoruz. Dava devam etmekte olduğundan bu konuda daha fazla konuşmam uygun olmaz.

”PKK TERÖRÜNÜ KESİNLİKLE KINIYORUZ”

Türkiye, kısa bir süre önce Güneydoğu Anadolu bölgesinde PKK’ya karşı büyük bir operasyon başlattı. Aynı zamanda bazı illerde dışarı çıkma yasakları da getiren bu askeri kampanyayı nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK ile mücadelede ikili işbirliğimiz hangi seviyede?

Herşeyden önce, PKK terörünü kesinlikle kınadığımızın altını çizmek istiyorum. Fakat biz sadece açıklamalar yapmakla yetinmiyoruz, aynı zamanda Birleşik Krallık’ta PKK’nın finans temin kaynaklarını hedefleyen ciddi çalışmalar yürütüyor ve örgütün uluslararası ağ ve faaliyetlerini deşifre edip engelleyebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Örneğin, kısa bir süre önce Birleşik Krallık’ta bir kadın, terör faaliyeti işlemek niyetiyle yasaklı bir örgüte üye olma hazırlığı yapmak suçundan hüküm giydi. Polisin konuyla ilgili yaptığı soruşturma söz konusu şahısın PKK’ya katılma niyetinde olduğunu ortaya koymuştu. Ayrıca Britanyalı yetkililer, PKK’yı desteklemek üzere denizaşırı ülkelere gönderilecek olduğuna inandıkları paralara da el koydu ve PKK’yı desekleyecek etkinlikleri engelledi.

PKK’nın Türkiye’ye yönelik yıkıcı saldırılarını durdurması gerektiği konusunda netiz. Cesur Türk askeri ve polisinin ve bu şiddetin arasında kalan diğerlerinin hayatlarını kaybetmeleri bu ülke için son derece üzücü bir durum. Ve biz Türkiye’nin PKK’ya karşı kendisini savunma konusunda meşru bir hakkı olduğuna inanıyoruz. Ama gene de, kalıcı barışı sağlamak için Türkiye’nin en kısa süre içerisinde yeniden diyalog ortamına döneceğini umuyoruz. Istikrarlı bir güneydoğu Anadolu sadece Türkiye için değil, daha geniş anlamıyla bölge için de son derece önemlidir.(hürriyet)