Nefsine Hâkim Olamayan İnsanınoğlunun HAZİN Sonu

Dünya kurulalıdan buyana insanoğlu, düşmanını hep kendi dışında bilmiş ve kendi dışında aramıştır. Halbuki insanoğlunun en büyük ve en tehlikeli düşmanı kendi içinde olmuştur.

Bu gizli düşman öylesine haindir ki, insanı çarçabuk yakalar, güçlü olmazsa kendine esir ediverir. İnsanı Hakk’tan doğrudan, iyiden, hayırdan, imandan, itaatten alıkoyan ve insanla Allah arasında kalın bir perde oluşturan düşman, insanın kendi nefsidir.

Hz. Adem’i cennetten kovduran, şeytanı Allah’a isyan ettiren, Kâbil’i kardeşi Habib’i öldürten, Firavun’u, Nemrud’u, Ebucehil’i, Ebuleheb’i Allah’a ve Allah’ın elçisine karşı koyduran, şımartıp küfrün karanlığında bırakan bugün de nice kimseleri imandan ibadetten alıkoyup isyana sürükleyen hep o nefsidir.

İnsanoğlu, kendi nefsine karşı nefis mücadelesine girişip, onun kötü arzularını yok edemediği zamanlar hep yenik düşmüş ve helak olmuştur.

Nefsine hakim olan mükafata nail olur. Allah insanlarla beraber hayrı ve şerri de yaratmıştır. Buna karşılık insanın nefsine hakim olup, iyiliği seçmesini tavsiye etmiş ve bunu yapana da büyük mükafat vadetmiştir. Her çeşit hayır ve mükafatın nefse ve nefsin arzularına muhalefette, her türlü kötülüğün de doymak bilmeyen nefsin arzularına uymakta olduğunu bildirmiştir.

Nefis insanın her türlü huzura ve kurtuluşa ermesine engeldir. Peygamberimiz (sav): “Ümmetim için en çok korktuğum şey nefislerinin arzu ve isteklerine uymalarıdır” buyurmuş, sık sık yaptığı dualarla da nefsinin şerrinden Allah’a sığınmıştır. Müslümanlar için ise nefsin tuzağına düşmemenin yollarını göstermiştir.

İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Daima kötülüğü emreder, boş emel ve arzularla insanı aldatan şeytanın yardımcısıdır. Böylece hayatı boyunca insanı felakete götüren kötülükler insanın kendi nefsinden kaynaklanır. Bunun için Cenab-ı Allah Nisa Suresinin 79. ayetinde: Sana gelen her fenalık, kendi nefsindendir, buyurarak insanın kendi nefsine karşı uyanık olmasını ve iradesini, nefsinin eline teslim etmemesini emretmiştir.

Zira nefis, kötülüğü sever, kulağı her an şeytanın vesvesesine açıktır. Nefsin azgın hali insanı düşünmekten alıkor. Hakikatlere karşı insanı kör ve şaşı yapar. İnsanı hoş olmayan hallere sokar, pişmanlık duyacağı işler yaptırır. İnsanların yanında gözden gönülden düşmesine sebep olur.

Allah’ın sevgisine mahzar olan talihli insanlar, Allah’a giden yolun nefsin arzularından geçmediğini bilir. Bunun için her zaman nefisleriyle kavgalıdırlar, nefislerinin istek ve arzularına karşı koyarlar. Bilirler ki, nefislerinin istek ve arzularına uyanların varacağı yer cehennemdir.

“Allah’ım göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma” diyerek sık sık dua eden peygamberimiz (sav.) Uhut Savaşından dönerken Müslümanlara küçük savaştan büyük savaşa döndüklerini söyleyince Müslümanlar:

– Büyük savaş nedir? diye sormuşlar. O da şu cevabı vermiştir:

– Nefis mücadelesidir.

Müslüman, nefis engelini aşan kimsedir.

Gafletten ağır uyku, şehvetten kuvvetli bir esaret yoktur.

Bir büyük, elbisesini dikiyor, sonra söküp gene dikiyormuş. Bu ne, diye sormuşlar.

– Nefsimi meşgul ediyorum, demiş.

Azlarla nefsini terbiye edemeyen kimsenin nefsi, insanı meşgul eder, durur.

Nefis çok ahmaktır. Hep kendi zararını ister, aleyhine olacak iş yapar, pişmanlık verecek iş yaptırır.

Akıllı insan, Allah rızası için nefis engelini aşabilen kimsedir.

Hz. Peygamber: “Ölmeden önce ölünüz” buyurur.

– “Pehlivan, güreşte başkasını yenen kimse değil öfkesini yenendir.” (Buhari Edep: 76) der.

Hacta şeytan taşlamanın manası, şeytanı içimizden, işimizden kovmaktır. Şeytan kovulmazsa, nefse esir olunursa nefis, insanı şaşkına çevirir, günahtan günaha sürükler, tuzaktan tuzağa düşürür. Çünkü nefis hep kötülüğü emreder.

Nefis belasından kurtulmak isteyen, nefsin istediğini değil nefse kolay geleni değil, nefse ağır geleni yapmalıdır.

En büyük cihad, nefisle yapılan cihattır. Nefsi ile uğraşmayanı nefsi çok meşgul eder.

Her Müslüman nefsine şöyle seslenmelidir:

– Ey nefsim! Yaşadığın hayata, yaptığın işlere razı mısın?

– Yaptığın iyi işlerin lehine, kötü işlerin de aleyhine olduğunu biliyor musun?

– Öldükten sonra tekrar geri gelsen, sana bir ömür daha verilse böyle mi yaşarsın, yoksa daha güzel işler mi yaparsın?

– Sakın nefsim, af olurum ümidiyle günah işleme.

– Bil ki dünyada ne kadar sıkıntı çekersen, ahirette o kadar rahat edeceksin. Onun için sakın isyan etme.

– Hasta olunca, iyi olayım diye iğne vurduruyor, acı haplar atıyor, şuruplar içiyorsun. Ne olur manevi hastalıklara karşı da bazı sıkıntılara katlan.

– Ahiret endişesini, dünya endişesinin önüne al. Böyle yaparsan her ikisini de kazanır, her ikisinde de karlı çıkarsın.

– Ey nefsim! Bazen itaat edip, bazen de isyan etme.

– Bazı şeyleri küçümseme. Tek bir sivrisinek geceyi zehir eder. Hataları küçümseme, günahları küçümseme, haramları küçümseme. Sonra büyük belalara uğrarsın” diyerek nefsini ıslah etmeye çalışmalıdır. Başarılı olmak için nefsi çok iyi tanımalıdır. Nefsini ibadetlerle meşgul etmelidir. Yoksa nefis onu boş şeylerle meşgul edecektir.

İnsan ancak o zaman nefsinin zararından kurtulur. Zaaflarına yenik düşmez.

İnsan en şiddeti imtihana nefsi ile tabi tutulur. Allah Kur’an-da:

– “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Kötülük ise nefsindendir.” Diye insanı uyarmıştır. (Nisa: 79)

– “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems: 9 – 10) buyrulur.

Hz. Ali (ra), bir savaşta, karşı karşıya geldiği bir kafiri tepeler ve altına alır. Tam kılıcıyla öldüreceği sırada, kafir yüzüne tükürür.

Ali Efendimiz, bu durumda daha büyük bir hiddetle kafirin canını kıyması beklenirken, en ufak bir darbe bile vurmadan düşmanını serbest bırakır.

Kafir, şaşkınlık içerisinde sorar:

– “Niçin beni öldürmedin? Oysa ben sana hakaret ettim…”

Büyük sahabi şu karşılığı verir:

– “Ben seni Allah için öldürmek üzerine yürümüştüm. Ancak sen, yüzüme tükürünce öfkelendim. Bu durumda seni öldürseydim, Allah için değil, nefsim için öldürmüş olacaktım… Nefsime uymamak için seni serbest bıraktım.”

Kafir bu sözler üzerine Müslüman olur.

Müslüman, nefsini aşabilen insandır. Nefsine uyup mahcup olmaz, pişman olmaz.

Müslüman, nefsine hakim olur.

Hz. Ömer, su tulumunu almış, çarşı Pazar dolaşıyormuş:

– Ne oluyor, ne yapıyorsun Ya Ömer! Demişler.

– Azıcık nefsim başkaldırdı da, onu terbiye ediyorum, demiş.

Bizans Elçisi sormuş:

– Efendiniz nerede? Peygamber (as):

-Esseyyidü hadimuküm = efendi hizmet edendir, demiş. O anda Ashabına ikramda bulunuyormuş.

Yemek yenmek üzere hazırlık yapılırken peygamberimizin,

– “Ben de odun taşıyayım” deyip, odun topladığını hepiniz bilirsiniz. Bursa kadısının sokaklarda niçin ciğer sattırıldığını bilirsiniz.

Nefsin zararından korunmak için nefsin hakimiyet altına alınması lazım, terbiye edilmesi lazım.

Nefis terbiyesi kolay değildir. Nefsini terbiye etmek isteyen:

– Allah’ı, hesap gününü asla hatırdan çıkarmamalıdır.

– Günahlarının çokluğunu düşünmelidir.

– Nefsine uymadığı takdirde Allah’ın mükafatını düşünmelidir.

– Nefsine uyanların gördüğü zararı hatırlamalıdır.

– Nefsi azdırmamak, önü alınmaz hale getirmemek gerekir.

– Nefsi müstehcenlikten uzak tutmak gerekir.

– En önemlisi ben çok kötüyüm, deyip nefsin hakimiyetini kabul ederek şeytanın tuzağına düşmektir. Bu zaten şeytanın istediği şeydir.

– Nefsi en güzel, ibadetlerle terbiye ederiz. İbadetlerin gayesi nefis terbiyesidir.

Bunu Mevlana şöyle bir örnek vererek anlatır:

“Ata binmiş bir emir, ağaç altında uyurken ağzına kara bir yılan giren bir kişi gördü.”

“Emir, uyuyan adamı feci ve hazin akıbetten kurtarmak için, bütün sanat ve maharetini kullanmağa başladı.”

“Adama birkaç kamçı vurdu. Adam dayak yediği emirden korku ve endişe içinde kaçmağa başladı.”

“Emir, adamı bir elma ağacının altında yakaladı. Ağaçtan düşen çürümüş, kokuşmuş elmaları adamın boğazına sokarak ona zorla yedirmeye başladı. Bir taraftan:

“Ey dertli biçare, hepsini yiyeceksin! Bu çileye katlanacaksın!” diyordu.

“Adamcağız, hayret ve şaşkınlık içinde emire hitaben:

“Ey emir! Ben sana ne yaptım ki?.. Bana kasdın ve zulmün sebebi ne?”

“Eğer benim hayatımda senin asli bir düşmanlığın varsa, bir kılıç vur da kanımı dök!”

“Seni gördüğüm an, ne uğursuz bir zamanmış!… Senin yüzünü görmeyenler ne bahtiyar insanlarmış!…”

“Cinayetsiz, günahsız bir insana, bu zulmü, en büyük zalimler bile yapmaz…”

“Görüyorsun, bu sözleri söylerken bile ağzımdan kan fışkırıyor!… Rabbım, bu zalimin cezasını sen ver!” diyerek lanetler yağdırıyordu.

“Emir ise, “koş!” diye bir taraftan da onu kamçılıyordu.”

“Adamcağızın midesi çürük elmalarla dolmuş, kamçılardan, yüzü gözü yara – bere içinde kalmıştı.”

“Ta ki, adamcağızın safrası kabardı. Kusmağa başladı.”

“Yediği çürük elmalarla beraber, kara yılan da dışarı fırladı.”

“Adamcağız, midesinden çıkan yılanın korkunçluğunu görünce, dehşete kapıldı. O salih emirin önünde yerlere kapandı. Dedi ki:

“Hakikaten sen, Cebrail’in rahmeti gibi gelmişsin! Meğer benim velinimetimmişsin.”

“Seni gördüğüm saat, ne mübarek zamanmış! Eğer sen olmasaydın ben çoktan hazin bir şekilde ölmüş gitmiştim. Sen bana hayat bahşettin.”

Evet, ibadetler belki biraz sıkıntılı olur ama, gaye insanın mutluluğu ve huzuru içindir. Sonunda da kurtuluşu içindir.

Nefsin insana hizmet etmesi için benlik davasından vazgeçerek, Allah’ın gücü karşısında eğilmesi gerekir. Üzerine düşen kulluk görevini yerine getirmesi gerekir.

Nefis kendi haline bırakılırsa isyankar olur. Peygamberimiz şöyle demiştir: “Cehennem, nefsin arzu ettiği şeylerle, cennet de nefsin sevmediği şeylerle kuşatılmıştır.” (R. Salihin: 1/101)

Kur’an-da da:

– “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için şüphesiz cennet yegane barınaktır.” (Naziat: 40-41) buyrulmuştur.

Bir hadiste de; nefsine uyanın nasıl helak olacağı şöyle haber verilmiştir:

– “Allah’a yemin olsun ki, ümmetimden bir gurup, aşırı gitme, zevk, gururlanma, oyun ve eğlence üzerine gecelerde, sabah domuz ve maymun suretinde kalkar. Buna sebep haramı helal saymaları, çalgıcı kadınlar edinmeleri, içki içmeleri ve faiz yemeleridir.” (Ramuzu’l –Ehadis: 459/2)

İşte nefse uymanın sonu budur.

Yorumlar